Edebiyat

Postmodernist Bir Anlatı Üzerine: Bin Hüzünlü Haz

Son yüzyılda birçok alanda yaşanan değişimler edebiyata da yansımıştır. Bu değişimlerin dünya edebiyatına yansımaları Türk romanında da görülür. Son dönem yazarlarımızdan Hasan Ali Toptaş da postmodernist anlatılarıyla dikkat çeken romancılarımızdan biridir. Toptaş, Bin Hüzünlü Haz eseriyle bu eğilimin oldukça başarılı bir örneğini vermiştir.

Olay Öyküsü Olmayan Roman

Roman boyunca takip edebileceğimiz belirginlikte bir olay örgüsü bulunmaz. Baştan sona bir arayış romanı olan Bin Hüzünlü Haz’da bu arayışın sonucuna da ulaşılmaz.

Roman, cinayetlerin işlendiği, kanın gövdeyi götürdüğü ve vahşetin bütün çirkinliğiyle kendini gösterdiği bir ortamda Aladdin isimli, varla yok arasında olan birinin hislerini ifade etmesiyle başlar. Başlarda romanın anlatıcısı Alaaddin zannına kapılsak da bir süre sonra anlatıcı kendisini “yazar-anlatıcı”ya bırakır. Yazar-anlatıcı Alaaddin’i beklerken sıkılır ve onu aramaya başlar.  Metin boyunca arayış birçok farklı mekânda süregider.

İlk olarak Alaaddin’i Motel ROM’da arar. Oradaki yaşlı kadın binlerce Alaaddin olduğunu söyleyerek bizi düş ile gerçeğin birbirine karıştığı bir postmodern olguyla yüzleştirir. Bu tür metinlerde kurgu ile gerçek ayırt edilemez. Gerçekte yaşanan ile kurgulanmış olan iç içedir.

Anlatıcı Alaaddin’i Motel ROM’da bulamaz, şehrin sokaklarına dönerek orada aramaya başlar; orda da bulamaz. Alaaddin’i şehirde bulamayacağını anlayan anlatıcı Asip Dağı’na doğru yola koyulur. Dağın eteklerine doğru yürürken kendini patikada bulur., patikada yürüyüp ormana dalar.

Bu kısımda postmodern anlatının bir başka özelliği devreye girer: “Metinlerarasılık.” Bu metinlerarası ormanda karşımıza: Kırk Haramiler, Kırmızı Başlıklı Kız, Alaaddin, Binbir Gece Masalları, Dönüşüm vb. unsurları bir arada buluruz. Masal ve gerçek birbirine karışmıştır.

Ormanın içindeyken ormanın dışını hayal ederek ormandan çıkan anlatıcı bu kez kendini uçsuz bucaksız bir bozkırda bulur.

Anlatıcı çeşitli kimliklere ve şekillere bürünerek arayışını sürdürür. Bazen bir Tatar kızı bazen de tahtına varis olarak gördüğü kardeşi Alaaddin’i arar. Bu esnada da Alaadin’le ilgili birçok rivayet anlatılır.

Bir hikâyede Alaaddin, Tatar kızı tarafından ihanete uğrar. Mola verdiği esnada baskına uğrayıp canını zor kurtarır ve bir süre tebdil-i kıyafet gezmek zorunda kalır.

Bir başka hikâyede de Alaaddin kadın kılığında saraya girer. Tahttaki kardeşinin en gözde cariyelerinin arasına girer. Bu hikâyeler arttıkça postmodern anlatının önemli özelliği olan “belirsizlik” de iyice kendini hissettirir. Diğer bir hikâyede de sarayın mahzeninde olan Alaaddin, Tatar kızını mahzende öldürerek ona ihanetin bedelini ödetir.

Sonuç olarak ise ne anlatıcının -arayış sahibinin- Alaaddin’i bulup bulmadığı ne de Alaaddin’in akıbeti hakkında bilgiye ulaşılır.

Postmodernist Anlatıda Zaman ve Mekân

Romanda zaman klasik romanlarda olduğu gibi kronolojik sıraya göre değil, kişisel ve belirsiz bir düzlem üzerine işlenmiştir. Takvimsel zaman akışı ihlal edilir. Bu anlatıda zaman, dünya ölçüleriyle ölçülebilen bir kavram değildir.

Mekânlar oldukça silik ve işlevsiz bir şekilde karşımıza çıkar. Şehri tepeden gören evin terası, şehir, sokaklar, Motel ROM, orman, Asip Dağı, bozkır, saray ve mahzen karşımıza çıkan mekânlardır. Yer unsurları yalnızca arayışı devam ettirmek için kullanılmış gibidir.

Bu Romanın Kahramanı Yok Mu?

Belirsizlik unsuru eserin kişilerinde de karşımıza çıkar. Başta anlatıcının Alaaddin olduğunu düşünürüz. Sonra yazar-anlatıcıya geçilir ve Alaaddin’i arayış başlar. Kişilerin birden belirip kaybolması, Alaaddin’in saray mahzeninde kadın kılığında görünmesi, Tatar kızının cesedinin Alaaddin’e ait olduğunun söylenmesi durumları postmodernist anlatıların kahraman yaratmaktan kaçınmalarının bir sonucudur. Zaten zamanın ve mekânın belirsiz olduğu durumda güçlü ve baskın kahramana da ihtiyaç duyulmaz.

Okuyucunun Çıkarıldığı Yolculuk, Oyunda Ortaklık

Kesin gerçeğin sorgulanması Aladdin’in eser boyunca bazen yazar bazen Tatar kızı bazen okuyucu bazen de metnin kendisi olması postmodernist anlatının bir diğer önemli unsuru olan “çoğulculuk” ile karşılaştırır bizi.

Bir anlatının içinde başka metinlerden kahramanlardan bahsederek okuyucunun donanımı da sınanır. Bu eserde Kafka ve Cervantes’e değinilir. Alaaddin ormana girdiğinde de birçok masal kahramanıyla karşılaşır. Deyim yerindeyse bu unsurlarla okuyucu zamanda ve mekânda karşılaştıklarıyla Edebiyat Tarihi yolculuğunda bulur kendisini.

Postmodernist anlatılarda yazar, işledikleriyle okuyucuya bilgi vermeyi amaçlamaz. Amacı okuyucuyu da bu oyunun içine sokmak, okuyucuyu da ortak etmektir. Okuyucuya seslenir, sorular sorar, yazım aşamasında ve öncesinde yaşadıklarını hatta niçin yazdığını okuyucuya aktarır. Bazen de “Sizin bilmenize gerek yok.” diyerek okuyucuyla arasına sınır koyar.

Kaynak
Etiketler
Devamını Göster

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close