Bilim-Felsefe

Varoluşçuluk Akımı, Tanımı ve Varoluşçu Romanlar

Varoluşçuluk (egzistansiyalizm), Fransızca exister (var olmak) sözcüğünden gelir. 19.yüzyılın ikinci yarısında başlayan 1930’lu yıllardan sonra yaygınlaşan akım, temellerini felsefeden almaktadır. Kökleri Sokrates’e uzanan varoluşçuluk, 19. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlar.

Varoluşçuluk Akımı, Tanımı ve Varoluşçu Romanlar

Schelling ve Kierkegaard varoluş (existence) sorunu üzerinde dururlar. Pierre de Boisdeffre’e göre bu akım Sokrates ile başlayıp Pascal, Kierkegard, Max Weber, Heidegger, Jaspers, Husserl gibi Alman varoluşçularına; Lukacs, Gramsci gibi Marksistlere ve Gabriel Marcel gibi Hristiyan filozoflarla beslenir.

Jean Paul Sartre

Jean Paul Sartre, varoluşçuluğu tanımlar ve iki ayrı koldan geliştiği tezini öne sürer:

  • Dinci (Hristiyan) Varoluşçular: Kierkegaard, Kari Jaspers, Unamuno, Maurice Blondel, Henri BergsonAllah’ı inkâr etmeyen, dine bağlı bir varoluşçu felsefe geliştirirler. İnsanın kendini tanıması ve hür iradesi ile yapacağı seçimlerin sağlıklı olması Allah’ın varlığına inanması ile mümkündür. Hiçlik duygusunu yaşamaması ve yalnızlık duymaması için Allah’ın varlığını hissetmesi gerektiğine inanırlar.
  • Dinci Olmayan, Ateist Varoluşçular: Tanrı’ya inanmayan varoluşçular Nietzsche, Heidegger, Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Albert Camus gibi filozof ve yazarlardır. Tanrı’ya inanmadıkları gibi tarihe, geçmişe ve geleceğe de inanmazlar. Allah’ın varlığına inanmanın insana sorumluluklarını unutturacağını düşünürler.Varoluşçuluk

Varoluşçuluğun bu farklı eğilimlerini taşıyan yazarların ortak noktaları ‘insanın varoluşunun anlamını’ ele almalarıdır. Varlığın öze önce gelmesi ve topluma karşı ferde değer verme gibi hususlarda birleşirler.

Varoluşçuluk

Felsefedeki Varoluşçuluk

Felsefedeki varoluşçuluk İkinci Dünya Savaşı’nın öncesinde Fransa’da edebiyata da yansımaya başlamıştır. Modern toplumlarda insanın hiç yabancı olmadığı saçma, bunaltı, umutsuzluk, başkaldırma, sorumluluk, dayanışma, seçme ve özgürlük gibi kavramlar edebî metinlerin temel kavramları hâline gelmeye başlar. Böylece düşünce eyleme geçer. Bir başka deyişle varoluşçuluk, düşünce ile eylemin buluştuğu noktadan gelişmektedir. Bu kavramları eserlerinde geliştiren ve işleyen yazarlar arasında varoluşçu yazarlar olarak tanınan Sartre ve Camus vardır. 1945’ten sonra bir moda hâline gelen akım 1955‘ten sonra gelişen yeni akımlar karşısında gücünü yitirir.

Albert Camus

Akımın Temsilcileri

Felsefede ve edebiyatta hangi düşünür ya da yazarın varoluşçu olduğu hakkında eleştirmenler kesin bir yargıya varamamaktadırlar. Alberes’e göre Charles Peguy, Andre Gide, Georges Bernanos, Andre Malraux ve Albert Camus varoluşçu ya da varoloşculuğa yakın yazarlardır. Jean Genet, Boris Vian ve ilk eserleri ile Marguerite Duras da bu akımın özeliklerini taşıyanlar arasında sayılmaktadırlar. Kimin varoluşçu olduğu kimin olmadığı hususunda ortak bir sonuca varılamasa da kuşkusuz Sartre ve Simone de Beauvoir akımın en önemli temsilcileridir.

BulantıBazı Varoluşçu eserler:

*Jean Paul Sartre: Akıl Çağı,Bulantı

*Franz Kafka: Dönüşüm

*Oğuz Atay: Tutunamayanlar

*Milan Kundera: Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

*Yusuf Atılgan:Aylak Adam

*Dostoyevski:Karamazov Kardeşler

*Albert Camus:Yabancı,Veba,Düşüş

*Nietzsche: Böyle Buyurdu Zerdüşt

 

 

 

Etiketler
Devamını Göster

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close