Kişisel Gelişim

Yedi Yıl Sonra Görüşelim, Hoşça Kal Büşra…

Moralimin insanlığın şu çıkmazı olmayan gidişatından daha da bozuk olduğu bir zaman diliminde, ellerimi cebime koyup rotasız bir yürüyüşe kendimi teslim etmiştim. Etrafımdaki her şey o dakika bana sesi tamamen kısılmış fakat çalışmaya devam eden bir televizyonu anımsatıyordu. Görüntü dönmeye devam etse de seslere karşı duyarsızdım, daha doğrusu moral bozukluğumun bedenimde oluşturduğu infialin hazin sonucuydu bu hissettiğim. Demeyin şimdi, “Senin de moralin bozuluyor muydu ya?” diye. İnsanız ya hu, elbette bozuluyor. Hep gülecek değiliz ya! Gözüme ilişen ilk banka kendimi attım, kulaklığımı takacak, bir türkü açacak ve ruhumu dinlendirecektim ki yanı başımdaki boşluğa sanki biri tarafından fırlatılmışçasına bir genç kız oturdu. Sarsılarak ağlıyor ve sanki bunun farkında değilmiş gibi davranıyordu.

Bir süre sessizce nöbetinin geçmesini bekledim ve baktı ki benden en ufak bir tepki alamıyor, ağlamayı bırakıp yüzünü gözünü bir hışımla sildi. Sonra kalkmaya yelteniyordu ki sesimi biraz da yükselterek ‘ANLAT!’ deyiverdim. Kafasını hızla çevirdi ve sanki bu teklifi bekliyormuşçasına, ‘Neyi?’ diye karşılık verdi, ben ise yüzüne hiç bakmadan, ‘Seni şu derinden üzen ve ağlama nöbetine sebep olan şeyi.’ diyerek karşılık verdim.

Etrafınıza bakın birçok örneğini göreceksiniz, insanlar en çok da üzgün olduklarında derdini anlatacak birini mumla ararlar. Genellikle de bunu bir daha hiç karşılaşmayacakları kişilere yaparlar ki belki de böylesi daha çok işlerine geldiği içindir. Neyse biz konumuza dönelim tam da o sırada bırakıverdi bedenini yanıma. Bu defa daha fazla yakınıma sokularak. Yaşı, -tahminlerim genelde yanılmaz- 17-18 arasında ve büyük bir ihtimalle lise son sınıf öğrencisi bir kızımızdı bu. Ve lafa giriş yaptığında yanılmadığımı anladım, oturduğumuz bankın yanı başındaki lisede son sınıf öğrencisi olduğunu söyledi ilk olarak. Anlatmaya başladı uzun uzun…

Kendinden dört yaş büyük bir sevgilisi olduğundan ve onu okumayı bırakıp evlenmesi için zorladığından bahsetti. Kendisinin ise delice diş hekimi olmak istediğinden ve ufak tefek yazılar yazdığından, ileride ise bu yazılarını ilerletip bir kitap çıkarmak istediğinden bahsetti. Yüzü, hayallerini anlatırken az önceki asık halini geride bırakıyor, ne zaman tekrar erkek arkadaşından bahsetse asılıyordu. Ve cümlesine şöyle son verdi, “Ama çok seviyorum abla! Ya şu SAÇMA SAPAN HAYALLERİN ya da ben.” dedi gitti be abla…

Yüzüne baktım, gülümseyerek, ‘Elini tutabilir miyim?’ dedim, bu sorumu biraz da garipseyerek, ‘Tabii ki’ dedi. “Hiç kimseye izinsiz dokunmamak lazım.” açıklamasını yapma ihtiyacı hissettim o an, merakını gidermek istercesine ama bir soru daha geldi ondan, “Ama sen bayansın zaten ne olacak ki?” “Bayan da olsam iznin olmalı.” dedim. Gülümsedi ve biraz da yadırgayarak, “İlk kez böyle biriyle karşılaşıyorum.” dedi.

“Sıkıntı yok, ben de kendimle sık sık yeniden tanışıyorum.” dedim, büyük ihtimalle bu cevabımdan sonra biraz deli olduğumu düşünecekti ama olsun. “Bak kardeşim!” dedim, elimdeki elini biraz sıkarak, anlattığın onca şeyde takıldığım iki yer var. Birincisi senin onca muhteşem hayaline ve hedefine seviyorum dediğin adamın ‘saçma’ demesi, ikincisi ise sevgini ve hayallerini teraziye koyup senden fiyat biçmeni istemesi. 17 yaşındasın, ömrünün en güzel çağındasın, hiç düşünmeden çıkar onu hayatından. Unutma bugün sevgin ve hayallerin arasında tercih yapmanı isteyen, yarın başka başka isteklerle sürekli senin hayatındaki değerlerinden, değer verdiklerinden vazgeçmeni isteyecek.

Gittiği için ağlıyorsun ya şu an, en fazla bir hafta daha ağlarsın ama seçim olarak sevdiğini sandığın o adamı seçersen bir ömür boyu yapmış olduğun yanlış seçim için ağlayacaksın. Konuşmalarımın etkisini çoktan görmüştüm ve devam ettim sözlerime. Geçenlerde bir film izledim, koskoca filmde tek bir cümle yüreğime öyle bir nüfuz etti ki, tam olarak şöyle diyordu, ‘ÖRNEK İNSANLAR ASLA UNUTULMAZ KIZIM!’ Sen diyorsun ki diş hekimi olacağım, kitap yazacağım yani bu demek oluyor ki eser bırakıp örnek bir insan olacağım.

Şimdi ben de sana diyorum ki, “Örnek insanlar asla unutulmaz kuzum. Hem sen hiç mi duymadın hayalleri olanlar, olmayanlara nazaran daha mutlu, bakma kız öyle yüzüme ciddiyim ben!” deyip bir kahkaha patlattım,  O da güldü benimle beraber ve omuzlarını dikleştirip, “Çok haklısın abla ya. Giderse gitsin, ben hayallerimi seçeceğim hem daha yaşım küçük ne aşkı ne evliliği ben hedeflerime ilerleyip eser bırakacağım ve örnek insan olacağım.” dedi. Arkasından yüzüme tatlı tatlı bakarak, “Sarılabilir miyim?” dedi kocaman bir tebessüm ile. “Tabii ki.” dedim, öylece sarıldık.

Gençler artık ufacık bir desteğe, ufacık bir sevgiye aç durumdalar, yol gösterilmeye ihtiyaçları var. Hep söylediğim, yazdığım ve sohbetlerimde tekrarladığım şey; örnek olun, hayal kurun, hayallerinizin peşinden gidin, bir eser bırakın, bir yüreğe dokunun, bir gönül bağı kurun. Ölmeden önce bunları yapın ki dünya yaşanılabilir bir hal alsın. Bir insan kazanın ki umut ışığı baki kalsın. Korkularınızın üzerine gidin, ‘Ben yapamam!’ yerine, ‘Ben yapabilirim!’ deyin. Çünkü bizler insan olarak yani mahlûkatın en üstünü olarak yaratıldık.

Sarılmasını bırakıp yüzüme baktı, ‘Abla senin ismin ne? Tanışmadık bile ama ben seni çok sevdim.’ dedi. ‘Nilay benim ismim.’ sormamı bile beklemeden, ‘Benim de Büşra, abla.’ dedi. İsmin gibi hep muştulara gebe ol, hayatında hep müjdeli haberler dağıt sevgili Büşra.’ dedim. Kısacık bir ‘amin’ den sonra, ‘Şeyyy, abla kaç yaşındasın peki?’ Otuz iki, dedim göz kırparak ne amaçla sorduğunu anlamıştım çünkü. ‘Yaşın verdiği tecrübe bu olsa gerek şimdi daha iyi anladım dediklerini abla.’ dedi. Cevap vermedim, konuşmak istiyordu, müsaade ettim.

‘Az kalsın bir hiç uğruna hayallerimden olacaktım, o kadar dil döktüm beni dinlemedi bile.’ dedi. ‘A kuzum sen hiç duymadın mı atalarımızın şu sözünü: “Sağıra sözünü, köre yüzünü süsleme yorulursun.’ Gülümsedi ve “Hiç duymadım abla, çok güzel bir sözmüş.” dedi ve unutmaktan korkarcasına tekrarladı sessizce.

Gözüm saatime kaydı, vakit epey olmuştu, ‘Müsaadenle güzel kız, gitmem gerek.’ dedim ve içimden, ‘Yine kendi sıkıntımı unuttum neye moralim bozulmuştu benim ya hu!’ diye bir sorgulamayla veda ettim Büşra’ya. Birkaç adım atmıştım ki döndüm, ‘Unutmadan, gerçek yaşım yirmi dört, Büşra!

“Şunu hiç aklından çıkarma, insanın yaşı değil yaşanmışlıklarıdır, şahit olduklarıdır tecrübe sahibi yapan!” dedim. Sadece şaşkın bakan gözlerini hatırlıyorum ve ‘Sen benden yalnızca yedi yaş mı büyüksün abla!’ dediğini. Yüzümü ona dönmeden, yürümemi bile durdurmadan, duymasını sağlamak için biraz yüksekçe bir sesle, ‘Yedi yıl sonra şayet bir yerlerde karşılaşırsak o yedi yılın sadece yedi yıl olmadığını ikimizde görüp birbirimize yine böyle içten gülümseyeceğiz!

YEDİ YIL SONRA GÖRÜŞELİM,  HOŞÇA KAL BÜŞRA…!

Etiketler
Devamını Göster

Nilay Şirin

yazar, şair ve Konya sokaklarında ilk kitabını yazmakta. Bayburt üniversitesi ilahiyat fakültesi ilahiyat 2018 mezunu. Çeşitli iş deneyimleri ve farklı şehirlerden sonra Eğitimci-Yazar olarak hayatını sürdürmekte. Gizemli olmayı seven yazarımız hayatı hakkında çok fazla bilgi paylaşımı yapmamakta. hayatının genel özeti kitaplar ,kalem ve kağıttan ibaret.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Check Also

Close
Close